New Page 1
 

 

S I L A   V E   G U R B E T

 

Editör
Fatma ASLAN

Resimleyen
Serdar YERLİ

İç Düzen
Yasin ÇOPUROĞLU
 
Sayfa Tasarımı
MNX GRUP
mnxgrup@yahoo.com
0346 225 03 41
 
Baskı
ES-FORM OFSET LTD. ŞTİ.
4 Eylül Sanayi Sitesi 25. Blok Sivas 0346 226 42 92 - 93
 
İletişim
İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Atatürk Kültür Merkezi SİVAS
Tel : 0 346 223 78 48
Belge geçer : 0 346 223 92 99
E-Posta : kultur@sivas.gov.tr
 

 

 

SİVAS VALİLİĞİ
İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ
 

 

SILA ve GURBET
Sadi Demirci
 

 

SİVAS 2007
 

 

 
Sadi DEMİRCİ
 
1960yılında Sivas’ta dünyaya geldi. İlk ve ortaöğrenimini Sivas’ta tamamladı.
 
Lisans ve Yüksek lisans öğrenimini Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde yaptı.
 
Muhtelif yıllarda Gaziantep, Aydın/Söke’de eğitimci,yazar ve yayına olarak görevde bulundu. Bilahare Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na geçiş yaptı ve takriben 13 yıldır eğitimci, yazar ve yayıncı kimliğinin yanı sıra, bu bakanlığın değişik birimlerinde yöneticilik yaptı.
 
Halen Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Yayın Dairesi Başkanlığı görevini yürütmektedir. Orta düzeyde İngilizce, Arapça ve Farsça bilmektedir.
 
Evli ve iki çocuk babasıdır.

 

 
Oğullarım Furkan ve Affan'a ...
 
ÖNSÖZ
 
Şehri kendiniz gibi temaşa ettiniz mi, etiniz kemiğiniz, ruhunuzla kendinizle aynileştirdiniz mi şehri. Damarlarınızda dolaşan kan gibi, ciğerinize çektiğiniz hava gibi hissettiniz mi, şehri. Siluetiyle, türküsüyle, ayazıyla, rüzgârıyla, geçmişiyle mütemmim bir cüz oldunuz mu? şehirle.
 
Bütün bunları şahsınızda cemettiyseniz, artık şehir sizsinizdir, siz de şehir. Hangi zamanda ve mekânda yaşarsanız yaşayınız, tek bir boyutta yani şehir de yaşıyorsunuzdur, arak.
 
Sivas benim için işte böyle bir şey, Doğduğum, büyüdüğüm, iliklerime kadar, vücudumun her zerresine kadar aynileştiğim yer.
 
Gurbet beni uzun yıllar Sivas'tan ıraklaştırsa da ben Sivas'la yaşadım, yaşıyorum. Hasılı ben has Sivaslıyım. Hazırladığım bu kitap da zaten bunun ispatı. Muhtelif yıl ve yerlerde, Sivas hasreti yüreğim de depreştiği zamanlarda kaleme aldığım şiirlerden ve muhayyilemde yer etmiş Sivas’ı, ressam iddiasından uzak, çizdiğim resimlerden oluşuyor.
 
Belki bendeki bu derece yoğun şehre ait aidiyet duygusu birilerine abartılı gelebilir. Zannedersem bunun arka planında refleksimin kendiliğinden ürettiği şu temel fikir yatıyor. Sokağı, çarşısı, bahçesi, evi, tüm tarih' dokusuyla bir bir değişen/dönüşen kaba-saba karaktersiz istilâlara maruz kalmış, her gün bir köşesini ucubelerin tuttuğu Anadolu Şehirleri adına hayıflanışımın tezahürü ve bu tezahürün tetiklediği duyuş ve yürek sızılarımı şehirlerim adına haykırmak isteyişimdir. Haykırışım kitaba dönüştü. Kitabı tüm has şehirlere takdim ediyorum.
 
Sadi DEMİRCİ

 

 
Iraktan sevmek kir koştur seni Sivas
Burnumun sızlıyor kemikleri
Düğümleniyor boğazıma hasretin
Bir ah bile çekemiyorum derinden
Dağlarında, taşlarında yankılansın
Duysun herkes
Sesime ses katsınlar, n’olur
Nafile, ama nafiledir bilirim
Düğümleniyor boğazıma hasretin
Akkaya’yı
Tekkönü’nü,
Mısmılırmağını görestim

 

 
Iraktan düşlemek bir hoştur seni Sivas
Kurulurdu mantizlere bakır tencereler
Sokaklara yayılırdı avlulardan
Duman duman bir masal uğultusu
Türküsünü söylerdik madımağın
Bir ağızdan
Avazımız çıktığınca söylerdik
Karışırdı madımağın kokus
Mantizden çıkan dumana
Çocuk muhayyilemizle uçardık
Varırdık ardına Kaf Dağının
Hatırlardık madımağın türküsünü
Eveliğini, yemliğini, madımak aşını görestim

 

 
Iraktan koklamak bir hoştur seni Sivas
Sığmıyor göğsüme yüreğim
Uçacak meçhule doğru
Ve tırmanıyor sanki yüzüme
Şehrin masumiyetini Lozan tüm kirlilikler
Egzoz dumanı ve baygın bir gökyüzü
Bir sığınak arıyorum, şimdi ben
Arşınlarken kaldırımlarını yaban elinin
Sığmıyor göğsüme yüreğim
Tecer’i, Yıldız ı, Gardaşlar’ı kir de Mereküm’ü görestim

 

 
Iraktan görmek bir hoştur seni Sivas
Sırdaşım oldunuz hep ıssız geceler
Sayıklarken anamı, ninnilerini dinlerken
Yeni vuslatlara gebedir şafaklar
İzbe sokakların kucağında
Yıldızlara uzanırken
Sırdaşım oldunuz hep ıssız geceler
Anamı, bakamı, gardaşlarımı görestim

 

 
Iraktan övmektir hoştur seni Sivas
Bir başkaydı bayramlar sende
Hatıralarda kaldınız şimdi
Uçmayı bildiğim yıllar
Uzun kuyruklu, rengarenk uçurtma
Süsü odur, rüyalarımın
Gideyim dedim seninle aydedeye
Bir tutam gülücük devşireyim
Gülünceye kadar her yetim çocuk
Kar üstünde yalınayak yürüyen

 

 
Gezerdik ev ev
Öperdik ellerini, ak sakallı dedelerin
Aktı, ana sütü gibi
Ninelerin tülbendi
Sevinirdik gökkuşağı denli
Açan tebessümler içinde
Onurlu yüzler
Dualar dualar arşa değin
Körebe oyunu hemencecik biterdi
Çelik-çomak, saklambaç mallahur, aragetti
İçi kağıt dolu lastik top
Sürseydi sevinci, hem baharında ömrümün
Hem de yazında, sürseydi
Bambaşka kaldığımda musalla taşıyla
Yüzüme soluğu meleğin vuruncaya kadar
Kulağımda hala o ses
“Körebe sesime gel”
Körebe oyunu hemencecik biterdi
Horoz şekerini, memecimin gıliğini görestim

 
Iraktan duymak bir hoştur seni Sivas
Salınır poyrazla buğday başakları
Allı morlu puşi ve bayrak
Ceylan ürkekliğinde
Ağlayan yaylanın kızı
Savrulan yeleleri tayların
Sıra sıra selviler
Gürlüyor narası yağız delikanlının
İrkilir silah sesleriyle turna
Halaya dizilmiş yiğidolar
Süzülür sanki bir kartal
Gözleri ufkun yamaçlarında
Coşmuştur davulla zurna
Salınır poyrazla buğday başakları
Ağırlamanı, Maro’nu, halaylarını görestim

 

 
Iraktan anmak bir hoştur seni Sivas
Yok aradığım o ses
Ağlarken doğduğumda hayata
Yasını tutarken önden gidenlerin
Okunan kulağıma, rahmet makamında
Konaklarken şurada, burada, yalnızlıklarda
Ruhu satılırken kentin köle pazarında
Binbir yalana teslim zamanda
Nerelerdeler? Ulu mabetler
Aşkın iksiriyle tutuşurken
Kadife yumuşaklığında yürekler
Çöldeki buluta özenen
Bir türbe, bir çınar
İçime asırlardan akan imbat
Serinliğinde bir de şadırvan
Karanlığı yırtan seda
Dinginliği bir siyahi kölenin
O ses O’nun sesidir.
Okunan kulağıma rahmet makamında
Ulu Camii, Kale Camii, hafızlarını görestim

 

 
Iraktan yanmak bir hoştur sana Sivas
Sular Şehirde iki türlü akardı.
Evde tatlı su yok der
Sabah erkenden, Anam beni uyandırır
Kalkmak yataktan mahmurca
Adımlamak istemeyerek Hacı Mehmet’in çeşmesini
Pek de zoruma giderdi
Anlamazdım, anlamaz
Evde akandan ne farkı vardı ?
Hacı Mehmet’in çeşmesinin !
Sular şehirde iki türlü akardı.
Boru suyuydu evdekiler
Musluktan akardı
Çeşmelerin suyu hep akardı
Kesilmezdi hiç pöğrekten akardı
Hayır kesilir miydi?
 
Tatlı suları vardı
Her köşe başını onlar tutardı
Ölmüşlerin hayrına diyerek
Dedem su isterdi
ikindi vakti isterdi
Bilirim onun derdi çay içmekti
Abam da boru suyu insana dokunur,
Kireçlidir oğul derdi
Anlamazdım, anlamaz
Çaresiz giderdim yine de
Hacı Mehmet’in çeşmesine
Küçüktüm su getirmekti zair küçüklerin görevi de
Sahi niye böyle derler ismine?
Tattım sonraları tüm çeşmelerinden
Bildim isimlerini, dinledim öykülerini
Tattım hayatı bütün suları
Şükür ki farklıymış bütün insanlar
İnsanlar gibi çeşmeler ve sular
Telli pınar, Çatal Pınar, Örtülü pınar
Sular şehirde iki türlü akardı.
Kepenek Suyunu Mihr-i Vefa'nı
Kurusa da Hacı Mehmet’in çeşmesini görestim

 

 
Iraktan söylemek bir hoştur seni Sivas
Birdir, özünle sözün, türkünle sazın
Türkülerinde bulurum seni
Türkülerinde dinlerim
Türkülerin ağıtıdır ayrılığın ve yasın
Kahır yüklüdürler kahpe feleğe bazen
Ak gözümden yaşım n’olur dökül
Unuttum gülmek kadar ağlamayı

 

 
Bazen içli, coşkun, bazen mütevekkil
Konuşurum dağlarla dilim olurlar
Dağlara sitem ederim
Küskünümdür Kızılırmağa
Kızgın akar, kızıl akar
Allı gelin sularında yatar
Yatar nice delikanlılar
Selam salarım o yare bulutlarla
Umutla beklerim sonra
Söyleşirim seherde yellerle, sözüm olurlar
Kendimi bulurum türkülerinde
Beni söylerler; seni söylerler
Duysam da nadiren
“Bir bulut kaynıyor Sivas elinden”
Gelmek istesem de gelemem
Türkülerin ağıtıdır ayrılığın, yasın
Zaralı Halil' ini, Veysel’ini, aşıklarını
görestim

 

 
Iraktan arzulamak bir hoştur seni Sivas
Bir katre himmetinize muhtacım
Yeşermiyorum, gönlümün en ücra köşesinde
Aşkın mahpus Leyla
Mahpus ervah-ı alemde ekilen tokum
Al senin, senin olsun
Tüm nimetleri dünyanın
White House, Kremlin
Yeter ki Juliet gözün doysun
Veliler sofrası; susuz ve açım
Nolaydı, yeseydim bir lokma kırıntınızdan
Serpseydiniz yangın gönüllere
Bir damlacık su bereketli çömleğinizde
Hadimi olsaydım kervanınızın
Kervanınıza orada, doğduğum yerde katılsaydım
Nasiplenseydi ruhum
Dolaşıp dolaşıp mana ikliminizden
Bir katre himmetinize muhtacım
Veliler sofrası; susuz ve açım;
Şemsi Sivasi’ni, İbn-i Hümam’ını İhramcızâde’ni görestim

 
Iraktan istemek bir hoştur seni Sivas
Havası bir başka, suyu kir başka buraların
Sinem kavrulur,
Soluyunca havasın, içtikçe suyun
Ve yine depreşir hasretin
Hasretin, hasretin yüreğimde
Senin olsun al yüreğim
Dolsun yüreğim seninle
Adamı bilem, bir değişik gardaş
Yaşıyorlar sanki bir başka hayatı,
Arkasında sahte gülücüklerin
Dövize endeksli kariyerin
Repo, faiz, korsa
.......... ne nimet
Namus karaborsa
Yaşıyorlar arasında dolar ve markların
Havası bir başka suyu bir başka buraların
Merdini, yiğidonu, gardaş diyen dillerini görestim

 
Iraktan ağlamak bir koştur sana Sivas!
Tutsağı olduk
Zoraki, bir hayatın...
Kahrolduğumuz yaşadıkça
Yaşadıkça mahvolduğumuz
Pizza, haddog, hamburger ve kola
Menüde olan
Öğünsüz bir iştah
Bereketsiz sofralar sunulan
İşte öyle kir hayatın
Tutsağı olduk
Kahrolduğumuz yaşadıkça
Yaşadıkça mahvolduğumuz...
Her daim duaya açılan
Hamarat kınalı ellerin
Anaların, bacıların, emelerin
Kestiği, vurduğu, kavurduğu
Erişteni kuşkuşunu, kavurganı görestim

Iraktan hasretini çekmek bir hoştur Sivas!
İlim, irfan, evlad-ı fatihan
Konaklamış sende...
Zalim de hüküm sürmüş
Yıkılmış, yakılmışsın bir zaman
Yurt olmuşsun mazluma
Gurabaya da çoğu zaman
Nişanesi gibisin Selçuk’un
Taşına toprağına soluk vermiş
Evliyayı azam...
Soluk vermiş her sokağına...
Mağrursundur ama bilirim
Hayıflanırsın ikmal edilmişliğine
Beklersin ötelerin ötesinden
Zerafetini bir mimin
Doğuşun bir de bedrin
Pençelerine atsa yada, yabana
Süzülse semalarında
İki serli kartal...
Heybet yüklenirsin.
Nişanesi gibisin Selçuk’un
Çifte Minare, Buruciye, Şifaiye
Birde Gök Medrese’ni görestim
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

New Page 1